Son Dakika
GÜNDEMEKONOMİPOLİTİKAGÜNCELSPORÖZELDÜNYAYAŞAMSAĞLIKEĞİTİMTEKNOLOJİ DİĞER
SinemaAstrolojiSeyahat
Osmaniye’de 16 bin 672 adet ceviz fidanı dağıtıldı
Osmaniye’de kahvehanede silahlı kavga: 2 ölü, 2 yaralı
AK Parti Kadirli İlçe Teşkilatı`ndan Suriyelilere yardım
Mevsimlik İşçilerin Hayatta Kalma Mücadelesi Veriyor

Üç Nokta Ersin YAMACI

“Saf”ları sıklaştıralım…

Kitleleri bir arada tutmanın en kolay yöntemi ortak bir düşmana karşı kin, nefret ve korku duymalarını sağlamaktır…

 

Geçmişte AKP türban yasağı, irticayla mücadele kapsamında yapılan faaliyetler, dönemin iktidarının açıklamaları üzerinden kitlesini sıkıca bir arada tutuyordu. Şimdi ise bunların hiç biri ortada kalmadı. AKP’nin muhafazakâr seçmeni üzerindeki hâkimiyetini sürdürmek için alışılagelmiş bir şekilde 30 – 40 yıl öncesinin olaylarını kendi açısından “yorumlayarak” kullanması zaten yeni bir şey değil… Şimdi ise buna ek olarak özellikle yaratılan polemiklerle seçmenini istediği şekilde yönlendirebiliyor…

 

Osmanlıca konusu gibi… AKP seçmeni bile zorunlu Osmanlıca eğitimine sıcak bakmazken AKP muhalefetin açıklamalarını öyle bir şekle sokuyor ki seçmenin konuya yaklaşımı değişiyor, mantık yerine duygularıyla hareket etmeye başlıyor… Diğer bir deyişle seçmen AKP’nin istediği kıvama geliyor.

 

Muhalefetin:

 “Osmanlıca dersi olsun ama seçmeli ders olarak dileyen öğrenci faydalansın. Osmanlıcadan önce eğitimde daha pek çok çözülmesi gereken sorun var. Hem Osmanlıca okuyabilmek Osmanlıcayı anlamakla eş değer değil, sadece mezar taşlarını okuyamama bahane edilerek Osmanlıca dersi zorunlu tutulmamalı.” Şeklindeki sözlerini AKP’li veya “eski AKP’li” birileri cımbızlayıp, üstüne de bolca kendi yorumlarını ekleyerek “bakın bunlaarrrrr Osmanlıca dersi zorunlu olsun istemiyor, bunlaarrrrrr millet büyük büyük dedelerinin mezar taşlarını okuyabilsin istemiyorrr, bunlaarrrr Osmanlı düşmanııı” şeklinde seçmene aktarıyorlar. Bu da seçmen üzerinde ciddi etki yaratıyor ve muhalefet partilerinin kendi değerlerine düşman olarak algılamalarını sağlıyor…

 

Maalesef Türkiye gibi ülkelerde oldukça işe yarayan bir taktik…

 

***

 

İslam Birliği

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 5. din şurasındaki konuşması dikkat çekiciydi…

 

Zaten ılımlı İslam projesi ve İslam devletlerini bu proje içerisine çekilmek için yapılan çabalar ortadaydı. Bu konuşmayla ise çok daha net bir şekilde ortaya konuldu. Söylediklerinden de anlaşılacağı üzere Türkiye bu projede lider ülke olmak istiyor.

 

Akla yatkın bir istek ama Müslüman Araplar Türkiye Müslümanlarını daha yeni İslam’la tanışmış çocuklar olarak görürken nasıl lider ülke olarak kabullenecekler?

 

Mısır’ın desteği olmadan bu kısa vadede mümkün değil...

 

Konuşmadaki 60 yıl öncesi Türkiye’sinde çeşitli nedenlerle yaşanan durumların tekrar tekrar ısıtılarak sunulan kısımları haricinde birkaç önemli nokta daha vardı.    

 

İslamofobi

 

Sn. Erdoğan’ın da dediği gibi dine ait konular baskı olmadan özgürce konuşulabilmeli, tartışılabilmeli, eleştirilebilmeli…  İslam’ı eleştirmek İslamofobiyle aynı şey değil.

 

İslamofobi kelime anlamıyla (İslam korkusu) ele alındığından bu konu halka ne tam olarak anlatılabildi, ne de anlaşılabildi.

 

İslamofobi Müslümanlara karşı duyulan irrasyonel nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve kin besleme anlamına gelir ve tüm Dünyada nefret suçu sayılması gerekmektedir.

 

Kimse İslam’ı sevmek zorunda değil ama bir Müslümanı yalnızca dininden dolayı dışlamak veya kin duymak faşizmle aynı kefededir.

 

İslamofobiyle mücadele edilirken İslamofobiyi besleyen nedenler dikkatle ele alınmalıdır. İslam’a karşı duyulan irrasyonel nefreti yaratan rasyonel nedenler ortadan kaldırılmadığı sürece İslamofobi yok edilemeyecektir…

 

29 – 30 Nisan 2015 tarihleri arasında Ankara’da düzenlenecek Dünya İslamofobi Kongresinde umarım İslamofobiyle mücadelede Müslümanların kendilerine düşen sorumluluklar, hatalı oldukları konular da tarafsız bir şekilde tartışılır.

 

Din adamı maskesi altındaki şarlatanlar

 

Sn. Cumhurbaşkanı ayrıca konuşmasında isim vermeden birilerini sahte din adamlığıyla, şarlatanlıkla yani açıkça münafıklıkla suçladı. Keşke isim verse de biz de kimleri suçladığını bilseydik. Veya hangi delillere dayanarak bunu söylediğini açıklasa da “TÜBİTAK münafıklık seviyesini ölçen alet mi geliştirdi” diye düşünmesek…

 

İslam alimlerinin münafıklık ve küfür gibi konulara yaklaşımı şu şekildedir;

 

Zan ile başkasının kötü olduğunu kabul eden, onu gıybet eder, ona dil uzatır. Onu kötü, kendini iyi bilir. Bu da, helâkine sebep olur.

 

Bir Müslümanı suçlu sanarak, dedikodu yapmak, çok çirkindir. Zan ile bir Müslümana sapık demek, münafık demek, kincilik olur. Bu iftiralar doğru değilse, söyleyen sapık ve kâfir olur.

 

Bir insanda yüzde doksan dokuz küfür ihtimali olsa, buna mukabil bir tek iman ihtimali olsa, bu adamı küfürle suçlamak büyük bir günah olur. Çünkü küfür gibi görünen bazı davranışların arka planında küfür niyeti değil başka niyetler de yatabilir.

Diğer Yazıları

DavutoğluAKP – HDP Tuzağı 2. BölümAKP - HDP TuzağıTâifAK’layamadılarNaproksen Sodyum“Saf”ları sıklaştıralım…Meclise iki, iki buçuk parti girse yeter…Belki şu tepenin üstünde şirin bir cami vardır…Ayranımız yok içmeye…14 Haziran 2015 –Türkiye’nin GeleceğiYardıma koşmayan kalem sıkılsın!Türkiye Suriye’den savaşta ölen 137 askerinin cenazesini istiyorGaribansan ÖLÜRSÜN!POS - Paranla Oku SistemiIŞİD İslam dışı mı?Çocuklarınızı silahlandırın: Medya okuryazarlığı Ahlaklı İş Sağlığı ve GüvenliğiEN BÜYÜK HAYALİM MEMUR OLMAKBaşkanlık Sistemine GeçişSuriyeli Sığınmacılar Sorunu